İç motivasyonum ise kendime verdiğim sözleri tutmak ve sorumluluklarımı yerine getirmekten geliyor. İş ortağı, yönetici, eş, baba, evlat ve ağabey olarak yüklendiğim tüm rollerde güvene dayalı ilişkiler kurmak, benim asıl psikolojik sermayem.
"Eskiden yapardık ama şimdi yapmıyoruz" cümlesini ne kadar sık kuruyoruz değil mi? Pandemi etkisiyle ya da tamamen kendi iç gerekçelerimizle, bir zamanlar rutin olan birçok alışkanlığı terk ettik. Bu cümleyi bugün şirketin en tepesindeki patrondan, sahada operasyonu yürüten ekiplere kadar herkesten duymak mümkün.
2000’li yılların başından itibaren Batılı sanayi devleri, “fikri mülkiyetin” (IP) fiziksel üretimden çok daha değerli olduğu kanısına kapıldılar. Bu dönemde Ar-Ge laboratuvarları kutsallaştırılırken, fabrikalar ve üretim hatları “düşük katma değerli” alanlar olarak nitelendi.
Şu an yurt dışındayım. İyi bir eğitim almış olmama rağmen, buralarda iş bulmak eskiye nazaran çok zorlaştı. Aynı sıkıntı ülkemde de var. Kazanacağım paradan ise hiç bahsetmiyorum; sanırım aile şirketimiz haricinde nerede çalışırsam çalışayım, ailemden destek almak zorunda kalacağım. Kendi işimi kuracak cesaretim de en azından şimdilik yok. Tüm bu faktörlere bakınca, en ideal tercih olmasa da babamla çalışacakmışım gibi duruyor.
Şu sıralar iş yaşamında sıkça dile getirdiğimiz kavramlardan biri şükretmek. Şükür; sahip olduklarımızla yetinmeyi, beklentileri geleceğe ertelemeyi ve elimizdeki imkânların değerini bilmeyi ifade eden güçlü bir duygusal olgunluk halidir. Ancak bu olgunluğa erişebilmek için, öncelikle iş yaşantımızda adaletli bir düzenin oluşturulması gerekir.
Bir şey çoksa ve çok kolay ulaşıyorsa, az çaba ile elde ediliyorsa, herkeste varsa o şey emtia (komoditi) olur. Değeri kalmaz, sıradanlaşır. Hakkı olan bile sahip olduğu o şeyden gurur duymaz, hatta o şeye yabancılaşır. İş hayatında da maalesef böyle bir değersizleştirme akımıyla karşı karşıyayız.
Önceliklendirme yapmak ve tercih de bulunmak hayatın vazgeçilemez bir parçasıdır. Karar sürecinde kriter olarak yalnızca kolay olanı esas aldığımızda, tercihlerimiz bizi çoğu durumda doğruya götürmüyor.
Bolluk dönemlerinde vasat olan şeyler bile pazarda kendine bir yer bulabilirken, darlık yaşadığımız günümüzde bu durum her geçen gün daha da zorlaşıyor. Vasat bir ürün piyasadan kolaylıkla silinebiliyor, vasat bir işletme rekabette ayakta kalamıyor ve vasat bir çalışan maalesef işini kaybedebiliyor.